Bu yaza damgasını halihazırda vurmuş olan, gelenlerin gelemeyenlere anlatacağı, büyük buluşma bugün SOFRA dergisinin evsahipliğinde gerçekleşmiş bulunuyor.. Duymayan kalmasın, blog yazarları ve Sofra dergisi çalışanları Suadiye'deki Zamane Kahvesi'nde toplandık.. Zamane Kahvesi'nin nerede olduğunu biliyordum ama itiraf etmeliyim ki, yoldan azıcık içerde kalan bu kahvenin neye benzediği hakkında hiçbir fikrim yoktu.. Kendisi ile ilgi ve alakam Bağdat Caddesinden arabayla geçerken görüp 'Buraya da gelmeli bi ara..' demekten öteye geçmemişti, ta ki bu sabaha kadar..
Yukarıda gördüğünüz gibi, Zamane Kahvesi'nde eski kahve konseptinin zamana uydurulmuş haliyle karşılaşıyorsunuz. Beyaz, mavi, kırmızı dekorasyonu Akdenizi çağrıştırıyor ve renkli camlarından süzülen ışık içinizi ısıtıyor..
Neyse, ben yine buluşmamıza döneyim.. Kapıda, sevgili Nazan ve Sofra kızları tarafından karşılandı konuklar ve herkesin yakasına bir yaka kartı iliştirildi. Sevgili arkadaşlarım sağolsunlar bana 2 kart hazırlamışlar; Sofra çalışanı ve blog yazarı olarak.. Özgürlükçü bir yaklaşımla, 'kendisi seçsin, dedik' dedi Nazan.. Bir müddet kararsız kaldım, Neşeli Günler filmindeki Şener Şen misali, 'Ben hem kız, hem de erkek tarafıyım' dedim ama sonra blogger kimliğimi seçmeyi uygun gördüm.
Öncelikli olarak, buluşmanın resmi akışı ile ilgili bilgi vermek istiyorum.. Önce kahvaltı ettik. Kahvaltı dört dörtlüktü, herşey çok lezzetliydi.. Beni can evimden vuran ürünlerini burada detaylı olarak anlatmak isterim; ev yapımı fıstık ve de fındık ezmeleri tek kelimeyle muhteşemdi ve kalbimi çaldılar. Ayrıca kendi mamulleri olan, katkısız reçelleri ile kalbimi 2. kez çalmayı başardılar.
Zamane Kahvesi damaklarımızı şenlendirmekle yetinmeyip aşağıdaki karede görüldüğü üzere ruhumuzu da okşamayı başardı. Ben bu noktada, olayı kendime çevirmek istiyorum. Diğer blog yazarı arkadaşlarımın aksine, ben çok şükür, elimi kolumu sallayarak gittim buluşmaya. Ama ne yapabilirim? Mesleki deformasyon, birçok fotoğrafçı gibi, iş dışında yanımda fotoğraf makinesi taşımayı sevmiyorum. Aşağıdaki çay fotoğrafını ve biraz daha aşağıda yayınlayacağım Eskişehir helvasını cep telefonu ile çektim...
Neyse.. Lafı fazla uzatmayayım, kahvaltının ardından mini yemek ve yemek fotoğrafçılığı workshoplarını izleyip 2deki toplantıma yetişmek üzere 2'ye çeyrek kala koşarak mekanı terkettim.. Alt kattaki karşılama masası, bu kez uğurlama masasına dönmüştü ve masanın üzeri davetlilere verilecek hediye paketleri ile doluydu.. Hediye paketimizden ne mi çıktı? Çok güzel bir mmm.sofra.com.tr önlüğü ve Zamane Kahvesi için özel olarak kutulanmış, leziz Pelit makaronlar tabii ki de..

Gelelim buluşmanın bomba haberlerine... Birçoğunuz biliyordu belki ama Devletşah'ın bebek beklediğinden ben bihaberdim.. Yoğunluktan, bloğuma yazacak fırsat bulamadığım gibi, başka blogları da gönlümce dolaşacak vaktim olmadı son aylarda.. Ancak iki arada, bi derede göz gezdirebiliyordum .. Görmemişim ve duymamışım. Görünce koca bir çığlık attım sevinçten.. Devletşah zaten çok güzeldi, daha da güzelleşmiş.. Ve annelik çökmüş üzerine.. Çook şeker olmuş.. Daha fazla anlatmayacağım, 'Nazar değmesin' diyerek kapatacağım bu konuyu..
Bir diğer haber, Miss Çilek çalışmalarından dolayı çok özel bir ödülle ödüllendirilmiş.. Bana anlattı detayını ama ben burada kesiyorum ve daha geniş içerikli haberlerini kendisinden bekliyoruz.
Başkaa, başka ne vardı? Armutun Sapı bloğunun sahibi Hilal Hanım, minik oğluyla gelmişti buluşmaya.. Annesinin kucağından kaçıp yerlerde emekleyip etraftaki blogger kızlara çapkın çapkın gülümseyerek geniş bir hayran kitlesi edinen yakışıklımız, etkinlik bitmeden uyuyakaldı.
Ve de günün 'zamanla yarışma ödülünü', organizasyon davetiyesini dün gece 23.00de gören, gece 01.00 trenine yetişen ve sabah çok enerjik şekilde kahvaltıya iştirak eden, tüm bunları yaparken de, bize Eskişehir'in meşhur met helvasından getirmeyi ihmal etmeyen Eskişehirli blog yazarı arkadaşımıza veriyorum.. Takdir edilesi bir performans sergiledi kendisi.. Ama o kadar hızlı hareket ediyordu ki, konuşurken hafızama adını ve blog adını kazıdığımı sandımsa da, hafızam onun rüzgarı ile savrulmuş gitmiş. Bu satırlarımı okursanız gösterin kendinizi lütfen :) Helva için tekrar teşekkürler..
Ve yazımı noktalamadan önce, bu güzel organizasyon için başta sevgili Esra ve Nazan olmak üzere tüm Sofra ekibine takdir ve teşekkürlerimi sunmayı ve bu mutlu günde bizi gül yüzünden 'yine' mahrum bırakan görsel yönetmenimiz Ayşe Yazıcı'ya teessüf etmeyi bir borç bilirim..
Ayşe Abla, bir dahaki blogger toplantısına gel, gel Ayşe Abla gel ;))